Fit olmak sanıldığı gibi 90-60-90 olmak veya kaslı bir görünüme sahip olmak mı? Cevap koskoca bir ‘HAYIR’! Bunlar sadece fit olmanın gözle görülür tarafı. Fit olmak şöyle açıklanıyor;

 

 ‘’Survival of the fittest’’- Güçlü olan hayatta kalır.  Darwin Teorisi

‘’İnsanların sahip olduğu veya elde ettiği fiziksel aktivite yapabilme yeteneği’’(USDHH)

‘’Fiziksel olarak sağlıklı ve güçlü olma durumu’’

 

Şimdi kendimize şunları soralım;

 

Hareketsizliğe bağlı bir rahatsızlığınız var mı?

Seyahate çıktığınızda yorulmadan yürüyebiliyor, görmeyi arzuladığınız sanat eserlerine, parklara, restoranlara keyifle gidebiliyor musunuz?

Alışveriş yaptığınızda çantanızı rahatça taşıyabiliyor musunuz?

 

Umarım cevabınız evettir. Değilse iyi görünseniz dahi fit olduğunuz söylenemez.

 

Peki egzersiz yapmak ve fit olmak hayatıma ne katacak?

 

Hormonlar! 

 

İyi hissetmemizi sağlayan en önemli faktörlerden biri salgıladığımız hormonlardır. Serotonin, endorfin, depomin gibi hormonlar mutlu hissetmemizin yanında, dikkat, hafıza, iyi uyku, öğrenme gibi yeteneklerimizi pozitif yönde etkiler.

 

İyi haber! Egzersiz yaptığınızda bu hormonların salgılanması artarJ

 

Sosyalleşme!

 

Bir koşu yarışmasına katılmak, fitness salonunda grup dersine katılmak, arkadaşlarla basket maçı yapmak vb. aktiviteler sosyalleşme imkanlarımızı artırır. Sosyalleşmek iyi hissetmenizi sağlamanın yanında işteki verimi de artırır. Eğer bir işverenseniz aşağıdaki araştırmayı incelemenizi öneririm.

 

Egzersiz yapma imkânı olan çalışanların işlerinden memnuniyeti artırdığı ve işten ayrılmaları azalttığı belirtilmiştir (Proper ark., 2003).

 

Ve tabi ki egzersiz yapmanın fiziksel-sağlık boyutu var. Egzersiz yapmak kanser, diyabet, kalp krizi, obezite gibi hastalıklara yakalanma riskini azaltır.

 

Sonuç:

 

Ya abi benim vücudum iyi, benim egzersiz yapmaya ihtiyacım yok deme!  Egzersiz yapmak iyi görünmenin çok ötesinde sağlık verir, hayata ‘KEYİF’ katar.